Hz. İsa'nın (Aleyhisselam) Saf Beyanı
Kutsal metinlere yapılan bu bakış, Allah'ın -elçiler gönderen-, gerçek ibadetin ve otoritenin anlamının birbiriyle nasıl bağlantılı olduğunu gözler önüne seriyor. Net bir örüntü öne çıkıyor: - Allah Bir'dir, tek gerçek İlah'tır. - Hz. İsa (a.s.), defalarca Allah tarafından gönderilen biri olarak tasvir edilir, kendi başına hareket etmez. - O'nun otoritesi kendinden değil, Allah'ın vahyetmesinden gelir. - Birçok pasajda bir kul, elçi ve peygamber olarak anlatılır. - İbadet ve nihai otorite yalnızca Allah'a aittir, başka hiç kimseye değil. Bu karmaşık bir sistem kurmakla ilgili değil, yalnızca şunları anlamakla ilgili: - Allah kimdir: Tek olan, En Yüce olan, tüm otoritenin kaynağı. - Hz. İsa (a.s.) Allah ile ilişkisinde kimdir: Gönderilmiş, bağımlı, itaatkâr, Allah'ın sözlerini söyleyen. - Burada 'ebedi hayat' ne anlama gelir: Allah'ı ve O'nun gönderdiği elçiyi bilmek. Metinlerin ne dediğine bakalım: Bir ayet şöyle der: 'Ebedi yaşam şudur: Seni, tek gerçek Allah'ı ve gönderdiğin İsa Mesih'i tanımalarıdır.' - 'Gönderilen', bir elçi demektir. Hz. İsa (a.s.), Allah'ın birliğini tasdik etti. En büyük emir sorulduğunda, 'Dinle, ey İsrail: Rabbimiz Allah, Allah Birdir' diyerek başladı. Bu, Kur'an'daki 'De ki: O Allah'tır, Bir'dir' ayetini yansıtır. Başka bir karşılaşmada, bir adam koşarak geldi, diz çöktü ve ona 'İyi Öğretmen' diye hitap etti, ebedi hayata nasıl varis olunacağını sordu. Hz. İsa (a.s.) şöyle cevap verdi: 'Neden bana iyi diyorsun? Allah'tan başka kimse iyi değildir.' Adam daha sonra ona sadece 'Öğretmen' diye hitap etti. Hz. İsa (a.s.), ona Allah'ın emirlerine uymasını söyledi. Ayrıca açıkça şöyle dedi: 'Yazılmıştır ki: 'Yalnızca Allah'a, Rabbinize ibadet edin ve yalnız O'na kulluk edin.'' Hz. İsa (a.s.), kendiliğinden konuşmadığını vurguladı: 'Çünkü ben kendiliğimden konuşmadım; beni gönderen Baba ne söylemem gerektiğini bana buyurdu... O'nun buyruğunun ebedi yaşama götürdüğünü biliyorum. Öyleyse ben ne söylersem, sadece Baba'nın bana söylememi buyurduğu şeydir.' Bu, Kur'an'daki Hz. İsa'nın (a.s.) 'Ben onlara sadece bana emrettiğin şeyi söyledim: ''Allah'a, benim Rabbime ve sizin Rabbinize ibadet edin'' dediğim' ayetine çok benzer. Şöyle dedi: 'Eğer kendim hakkında tanıklık edersem, tanıklığım geçerli değildir. Benim hakkımda tanıklık eden başka biri var ve onun benim hakkımdaki tanıklığı doğrudur.' Diğer pasajlarda, Hz. İsa (a.s.), Allah'ın 'kulundan' (pais) olarak anılır, aynı terim Hz. Davut (a.s.) peygamber için de kullanılır. Bu Arapça'da 'abdullah'tır – Allah'ın bir kulu. Öğretti ki: 'Benim öğretim kendimden değildir. Beni gönderenden gelir.' ve 'Ben kendiliğimden hiçbir şey yapamam; ancak duyduğum gibi yargılarım ve yargım adildir, çünkü kendimi değil, beni göndereni hoşnut etmeye çalışırım.' Kur'an bunu teyit eder ve Mesih'in, Meryem oğlu İsa'nın asla Allah'ın kulu olmaktan gurur duymadığını belirtir. Kendi zamanının halkı tarafından bir peygamber olarak tanındı. 'Bu Nasıralı İsa peygamberdir' ve 'Aramızda büyük bir peygamber ortaya çıktı' dediler. Hatta gözlerini açtırdığı adam bile 'O bir peygamberdir' diye tanıklık etti. Hz. İsa (a.s.) kendisi de şöyle belirtti: 'Bir peygamber, kendi memleketinde ve kendi evinde saygı görmez.' Özünde, Hz. İsa'nın (a.s.) getirdiği mesaj, saf tevhid ve Tek Gerçek Allah olan Allah'ın şerefli bir peygamberi ve kulu olarak rolü üzerinde yoğunlaşıyordu.