Karanlıkta Bir Kalbin Fısıltısı
Uyandıklarında, pişmanlığın acı tadı hâlâ damaklarında kalmıştı. Alışık oldukları, ağır bir utanç duygusu yerleşti içlerine; çok iyi bildikleri bir yer bu. Bir an için, kaçma, Kur'an'a yönelmek yerine gürültüde sığınak arama dürtüsü dayanılmaz geldi. Vicdan azabı ezici bir yüktü. O hissi biliyorsun. Dışarıda durursun, kendine sadece abdest al diye söylenirsin. Af dilemeyi umutsuzca istersin. Ama suya her yaklaştığında, bir fısıltı seni geri çeker. Şu ses der ki: 'Çok ileri gittin. Allah seni şimdi nasıl affetsin?' 'Denemenin ne anlamı var? Hiçbir şeyi değiştirmez.' 'Daima yarın vardır. Zamanın var.' Küçük bir adım atman, musluğu açacak kadar bir anlık güç bulman yeterli olacakken, kendini sıkışmış hissedersin. O değersizlik duygusunun sessiz yenilgisi... derin bir acıdır. Ama dur ve düşün. Eğer Allah senden gerçekten yüz çevirmiş olsaydı, bu geri dönme özlemi neden kalbinde yolunu bulmaya devam ediyor? Sence o özlemi kalbine kim koydu? O çekiş senin içinden gelmiyor. O, Allah'ın rahmetidir; seni eve çağıran. Bu konuda yalnız değilsin. Sayısız başka insan da aynı ağır utanç yükünü taşıyor. Unutma, mübarek gecelerde Allah, muazzam değişiklikler hükmeder. O, dönüşümleri yazar; olacağın kişiyi ve geride bırakacağın eski benliğini. Sana 'İşte bu gece!' diye bir belge gelmeyecek. Çünkü O, senin onu, denizde kaybolmuş, umuda tutunan biri gibi çaresizce aramanı ister. İslam hakkında bilgili bir talebe de olsan, kendi hatalarıyla kuşatılmış hisseden biri de olsan, Allah katında hepimiz O'nun lütfuna muhtaç kullarız. Kaderimizi gerçekten değiştiren şey, tevbedir, samimi pişmanlık. İnsanlar seni kusurlarınla tanımlayabilir, ama Allah seni O'na dönüşünle tanımlar. Bu kavrayış, sisin içinden ansızın patlayan bir ışık gibi gelebilir. Tek bir hakikat zincirleri parçalayabilir. İşte sonunda namaz seccadesinde durdular. Günahları hâlâ oradaydı. Pişmanlıkları hâlâ ağırdı. Ama durdular. Allah'ın huzurunda. Yaralı eller ve yüklü bir kalple. Oda, kulaklarının o kadar zamandır yabancısı olduğu Kur'an ayetlerinin sesiyle doldu. Boşluk hâlâ vardı… ta ki secdeye varana kadar. O zaman bir şey değişti. Derin ve kelimelerin ötesinde bir şey. 'Bu his ne?' diye düşünmenin içinde kayboldular ve tamamen, Allah'ın rahmetinin genişliğinde kaybolmuş buldular kendilerini. O halde şimdi kendine sor: Her sabah uyandığın 'küller' neler? Seni yaralayan 'bıçak' ne? Çoğu zaman, sadece artık savaşmayı bıraktığımız o olumsuz sestir. Ama bazen… bir ses, bir hatıra, bir yerde duyulan tek bir hakikat cümlesi… her zinciri kırabilir. Bir zinciri kırmak, bir gecede mükemmel olacağın anlamına gelmez. O, titreyen elin nihayet musluğa uzanmasıdır. O, hâlâ ayağa kalkıp namaza durma cesaretini bulan ağır kalptir. Ve o çaba, o mücadele-işte Allah'ın görmeyi sevdiği şey budur. Abdest için suyu açmaktan, alnını secde yerine koymaya sadece bir adım var. Umutsuzluğun derinliklerinden, dilin asla tam olarak ifade edemeyeceği bir rahmete. Günaha değil, tevbeyi seçen bir kalp, dünyanın asla anlamayacağı bir kalptir. Bu gece, senin dönüşün için yazılmış gece olabilir. Haydi. O abdesti al. O adımı at.